30/8/2009 · Kategori: deneme
Ellerim bağlı tutamıyorum saçlarını, gözlerim karanlıklardan seçemiyor.
Hissediyorum maphusluğun arasından bakışlarını.Sadece mehtaplı bir gecede görünüyorsun. Ellerinin arasına alıp başını ufukları tarıyorsun. Ne sesim ulaşıyor ne de bakışlarını yakalayabiliyorum. Çaresizim ve beklemeye mahkumum. Gün tepeden aşınca yeni bir güneş batımı nöbetine başlıyorum.
18/8/2009 ·
Gece koynuna alıp uyuturken hüzünleri bense sana yazdığım şiirleri okuyorum. Yanımda sen varsın. Bir deniz kıyısında gözlerinin ışıklarında, yanaklarına süzülen gözyaşlarında kürek çekiyorum. “Buda benden olsun “ dediğin o şiirindeki farklı iklimlerde içimdeki seni yaşatmaya çalışıyorum. Çöllerden kutuplara salıveriyorum yüreğimi. Sevginle ısınıp, hasretinle donuyorum. Bir bakışını hayal edip sıcacık kollarında avutuyorum kendimi.
Taşlarda yankılanan dalgaların sesine sarıp sana söylemek istediklerimi ta uzaklara yolluyorum. El salıyorum yakamozların arasından. Bir ağustos gecesinde seni yolcu ettiğim limanın iskelesinden. Sensizliğimle kalıyorum bir başıma. Dayanılmaz olurdu, hayalini de götürseydin.
Bir martı olup ardın sıra uçuyorum. Durmuyor yüreğim yerinde, koptu kopacak. Ellerin koynunda kenetlenmiş, saçlarını rüzgârlara salıvermişsin. Uzanıp tutmak istiyorum bir telini. Kollarının arasına girmek geliyor içimden.
Seninle geçen günlerin hatıralarına teslim edip ruhumu, düşten gerçeğe haykırıyorum: elimde değil sensizlik ve seni düşünmemek. Dün gibi aklımdasın. Hiç uzaklaşmadan benliğimden, oracıktasın.
4/4/2009 · Kategori: deneme
İçime sığmıyorum.
Taşamıyorumda.
Ruhumu dinlendiremiyorum. Yorgun ve bezgin bir kuytuya atılmış..
Ne sabahın saflığı ne öğlenin sıcaklığı.. Hiç biri yetmiyor.
Gecenin karanlığına ekleyip içimdeki karartıyı ve kaybolup kendimde boşluğa düşüyorum.
Yokuşlarını soluksuz çıkıyorum yalnızlıkların. Sürünerek kalabalıklara yetişmeye çalışıyorum. Nafile bir telaştayım.
Gözlerimi kapatıp hayale dalıyorum.
Ruhumu senin limanına atıyorum.
İlk o limanda dinlendiğim ve durulduğum anı hatırlıyorum.
Ilık rüzgarları yüzümde hissediyorum.
Bunalımlardan çıkışlarımda sana tutunuyorum.
Ellerimden çekme ellerini, gözlerin ışık ışık aydınlatsın karanlığımı.
Beni bana bırakma...
10/2/2009 ·
KARDELEN DUYGULAR
Bütün yalnızlıkların gizlendiği gecenin ayazında yol alıyorum. Kar yolları doldurmuş. Sessizlik bürümüz dağı ovayı. Tek bir ses duyuluyor. Kıyametler koparcasına tipiye tutulmuşum. Kulakları sağır edecek kadar keskin bir uğultu var.
Bir adım ötesi kurtuluş vaat ediyor sanki. Bir adım, bir adım, bir adım daha. Bir ağaç görünüyor. Dal seviyesinde kara gömülmüş. Dallarından sekiyor yalnızlık. Bir rüzgâr kesimi sığınak biçarelere. Ne fırtınalar atlatmış, kaç yalnıza yaren olmuş kim bilir.
Düşerken dallarlına tutuyorum. Beni yalnızlığımdan ayıran kollarının sıcaklığını hissediyorum.
Gövdesine yaslanıyorum. Başımı omzuna dayadığım o geceyi hatırlıyorum. Parlayan buz kristali gözlerimin ferini aralıyor. Şehrin ışıklarının aynalaştığı kolyende donuyor bakışlarım.
Sensiz bitmeyecek bu yol ve nefesini hissetmeden sabahı edemeyeceğim. Gayretimin kaynağı hayata direnişindeki asalettir. Güç veriyor bana başını kaldırıp Ummanları taradığın bakışların.
Bitip tükendim dediğim son yokuşta ellerimden tutup kaldırıyorsun. Gözlerinin içine alıp götürüyorsun. Bedenimi saran fırtınaları yüreğime yığıyorsun.
Bir kar tanesinin içinde sırra kadem basıyor duygularım. Kardelen oluyorsun sevgi bahçemin karakışında.
30/11/2008 ·
Bugün bir doğum yaşanıyor. Eş, dost, akraba ve komşular bir telaşın içinde. Bütün hazırlıklar tamam.
Bahçenin bir köşesinde doğum sancıları içinde olan eşini ve doğacak ilk bebesini düşünen bir adam.
Düğün, askerlik, ilk kazanılan para gibi heyecanlardan farklı galiba düşüncesiyle bir taraftan öbür tarafa uzun adımlarla gidip geliyor.
Göçmen kuşlar geç terk etse de bu beldeleri, mevsim ilerlemiş, Aralık ayı kopacak son yaprakla takvimlerdeki yerini alacaktı. Soğuklar azda olsa hissedilmeye başlamıştı.
Nefeslerden dumanlar çıkıyordu. Fakat bu duman soğuktan değil, oluşan heyecanın verdiği sıcaklığın buharıydı.
İlk kez anne olacak hanımefendi içerde acı ve sevinç denklemini kurmaya çalışırken, bahçedeki bey heyecan ve şaşkınlık içinde baba olma duygusuna adım atıyordu.
Hareketlilik hat safhaya ulaştığında;
“ Müjdeler olsun!” çığlığı ile bir sessizlik bürüdü etrafı. Bulutlar dağılıyor, mavilik beliriyor. Bir başka aydınlık sarıyor evreni.
Garip bir ağlama bütün bakışları bebeğe çeviriyor. Çikolata renkli bebek hiç bir şeye benzemiyor. Tuhaf bakışların hedefi oluyor. İçlerinden birisi “çok güzel bir kız olacak” diyor.
Güneş doğar…
Ay doğar…
Nehir doğar kaynaklarından...
Büyük doğumlar büyük sancılarla gerçekleşir.
Büyük sevinçlerle karşılanır.
Yıllarca anlatılır. Doğduğunda bir anne bir baba hoş geldin demişti. Şimdi yılların birikimi var etrafında. Acıyı, sancıyı, korkuyu, telaşı, heyecanı ve ilk mutluluklarını verdiklerin o günü anlattığında dinleyen sayısı epey fazla.
Bu gün “hoş geldin abla” diyenlerin var. Seni çok seviyorlar biliyorsun. Yıllar şarabı neden kıymetli yaparmış anlaşıldı. Demek ki zaman tutkunluk yapıyor.
Güneş günü, ay geceyi aydınlatıyor bu gün. Bir çiçek üşümesin dalında ve yakamozlar aksın şehrin iki yakasından.
İyi ki doğdun derler ya… Bende o koroya katılıyorum.
Fakat bir ara eğilip kulağına fısıldıyorum.
***
Sevinçlerin mesken tuttuğu bir yürekte nice doğum günlerine diyorum, son kelimede…